McKinsey devre dışı ama programı yürürlükte

0
32

Ekonominin gündemi oldukça yoğun. Enflasyonla Topyekûn Mücadele Programı’nın daha henüz mürekkebi kurumadan, geçen çarşamba günü Orta Vadeli Mali Plan (OVMP) Resmi Gazete’de yayımlandı. OVMP’nin analizini gelecek haftaya bırakarak, bugün söz verdiğimiz gibi Kamu Maliyesi Dönüşüm ve Değişim Ofisi’ni ve danışmanlığı iptal edilen McKinsey’i değerlendirmeye çalışalım. Önce ilkinden başlayalım. Bu Ofis’in adı Yeni Ekonomi Programı’nda (YEP) iki kez geçiyor. İlkinde kamuda kaynakların verimli kullanılması, maliyetlerin ve harcamaların azaltılması, gelirlerin kalitesinin arttırılması amacıyla Hazine ve Maliye Bakanlığı bünyesinde ‘’Kamu Maliyesi Dönüşüm ve Değişim Ofisi’’ adını taşıyan bir yapının kurulacağı ifade ediliyor. Ardından Ofis’ten ne beklendiği açıklanıyor. Ofis tarafından hazırlanacak ve takibi yapılacak bir programla (Tasarruf ve Gelir Dönüşüm Programı) kamu maliyesinde kalıcı iyileştirmeler sağlanması hedefleniyor(s.5). Ofis öylesine önemsenmiş olmalı ki, bu açıklamalar 12 adet olarak verilen temel hedeflerin 2’ncisinde yer alıyor. İkincisinde ise, Ofis’in mali disiplini sağlamadaki belirleyiciliğine ‘’Kamu Maliyesi’’ başlıklı bölümde ‘’Yapılacak tasarrufların yapısal değişiklikler ile kalıcı hale gelmesi Kamu Maliyesi Dönüşüm ve Değişim Ofisi tarafından sağlanacaktır” denilerek bir kez daha vurgu yapılıyor (s.9).Bir yapılanma dahaAncak Ofis tarafından hazırlanacak ve takibi yapılacak Tasarruf ve Gelir Dönüşüm Programı yeterli görülmemiş olmalı ki, Ofis’in yanı sıra YEP’te uygulamaları takip edecek bir başka yapılanma daha öngörülüyor. YEP’de bu ikinci yapılanma şöyle açıklanıyor: ‘’Hazine ve Maliye Bakanlığı koordinasyonunda ilgili bakanlıklar ve kurumlarla hazırlanan, YEP’te belirlenen her eylemin etki ve maliyet/fayda analizlerini, uygulama takvimini ve performans kriterlerini içeren bir YEP Eylem Planı, bütçe yılıyla birlikte uygulamaya konulacaktır. Bu plan çerçevesinde gerçekleştirilen ilerlemeler 3 aylık dönemlerde takip edilecektir’’(s.6).İkili yapı kaosa yol açarBu ikili yapının işlev mükerrerliği nedeniyle kaotik bir ortama yol açması yüksek bir olasılıktır. Çünkü çalışma alanları örtüşen Ofis ile diğer yapı arasında(her ikisi de mali disiplinin sağlanmasına odaklanıyor) karar çatışmaları kaçınılmaz hale gelebilecektir. Bu tehlike, YEP açıklaması sonrasında hissedilmiş olmalı ki, danışman olarak atanan McKinsey’in telkini veya dayatmasıyla YEP bir kenara bırakılarak Ofis yeniden yapılandırılmıştır. Hazine ve Maliye Bakanı Berat Albayrak’ın BM zirvesi için gittiği New York’ta yaptığı toplantıda açıklığa kavuşturduğu bu yeni yapılanmada YEP’in uygulanması 16 bakanlık temsilcisinin katılımıyla Hazine ve Maliye Bakanlığı’nın bünyesinde oluşturulacak olan Kamu Maliyesi Dönüşüm ve Değişim Ofisi’nce izlenmesi öngörülüyor. Yani bu ikili yapı ikincisinin görevi ilkine (Ofis’e) devredilerek sonlandırılıyor. Anlaşılan, açıkça ifade edilmemekle birlikte YEP Eylem Planı Ofis’in uhdesinde olacaktır. Bu yeni konumu nedeniyle olsa gerek, Kamu Maliyesi Dönüşüm ve Değişim Ofisi birden Maliyet ve Dönüşüm Ofisi’ne dönüştürülmüştür. Aynı açıklamada kamuoyu ile paylaşılan ikinci önemli bilgi (ne yazık ki, YEP’te bu yönde bir bilgi yer almıyordu) ,YEP’in uygulanmasının uluslararası bir yönetim şirket olan McKinsey tarafından denetlenecek olmasıdır.Denetim süreci şu şekilde öngörülüyordu: YEP uygulaması Ofis tarafından izlenecek; Ofis’in bu yöndeki çalışmaları ise danışman olarak atanan McKinsey’in hazırlayacağı üçer aylık raporlarla denetlenecek idi. Ancak Erdoğan’ın 6 Ekim’deki açıklamasından anlaşılıyor ki, McKinsey’in denetimi söz konusu olmayacak.YEP bir IMF programı gibiŞimdi ikinciye geçebiliriz. Bilindiği üzere, geçtiğimiz hafta McKinsey tartışmalarıyla geçti. Bu tartışmaların McKinsey’in kendisi ve ekonomideki olası konumu üzerine yoğunlaşması (sicilinin şaibeli olduğuna vurgu yapılması ve ekonominin kozmik odasına girileceği,kamusal yönetime ve denetime yabancı bir kuruşun ortak edileceği, yeni bir Düyun-u Umumiye vakası yaşanacağı tarzı eleştiriler) yerinde olmuş ancak eksik kalmıştır. Ekonominin denetiminin kime verileceği elbette ki önemlidir. Ama ondan daha önemlisi ekonominin AKP iktidarlarının izlediği dışa bağımlı neo-liberal politikalar sonucu ekonominin bir dış gücün denetimine açık bir konuma getirilmiş olmasıdır. Türkiye ekonomisin bir yıl içerinde yaklaşık 230 milyar dolarlık bir dış borç ödemesini gerçekleştirmesi gerekiyor. O nedenledir ki, YEP bir IMF programı gibi oluşturulmuştur. Bu tür bir program hazırlanması yabancı finansal sermaye çevreleri için gerekli ama yeterli değildir. Bu çevreler, kemerleri sıkarak tasarruf yaratmayı öngören, emek karşıtı YEP’in uygulama sonuçlarının izlenmesini ve denetimine hayati bir önem atfediyorlar. İşte McKinsey tarzı denetim bunlardan biri. McKinsey denetiminden vazgeçilmiş olması bu tür bir denetime ihtiyaç kalmadığı anlamına gelmiyor. Uluslararası derecelendirme kuruşlarının verdiği notların çöp seviyesinin iki tık altında olduğu ve bazı bankaların kredi notunun düşürüldüğü bir ortamda bu ihtiyaç katlanarak artmaktadır. Hiç kuşkunuz olmasın, yerel seçimler sonrasında bu tür bir denetim gereği eninde sonunda yeniden gündeme gelecek ve tartışılacaktır.McKinsey gitti ama…McKinsey tartışmaların bir diğer önemli eksikliği, McKinsey’in gitmesi gereğine odaklanmasıdır. McKinsey’in gitmesi iyi olmuştur, ancak oluşmasına katkı sunduğu, yukarıda özetlediğimiz yapı olduğu gibi yerinde duruyor. Hazine ve Maliye Bakanlığı bünyesinde yeni adıyla Maliyet ve Dönüşüm Ofisi oluşturulması, mevcut yeni rejimin hukukuna da aykırılık teşkil ediyor. Çünkü yeni yapıda bu tür ofislerin bir bakanlık bünyesinde oluşturulması mümkün değildir. Ofisler Cumhurbaşkanlığına bağlı bir kuruluş olmak durumundadır. Bilindiği üzere, 24 Haziran 2018 seçimlerinden sonra yürürlüğe giren özellikle 703 Nolu KHK ile Başbakanlık ile birlikte birçok bakanlık ile kamu kurum ve kuruluşu kapatılmış, teşkilat kanunlarının isimleri değiştirilmiş, Devlet teşkilatı adeta dağıtılmış, ancak 1 Nolu Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi ile sistem yeniden düzenlenmiştir. Cumhurbaşkanlığı Teşkilatı Hakkında 1 Nolu Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi adı verilen bu kararname ile Cumhurbaşkanlığı Teşkilatı oluşturulmuş, kapatılan Cumhurbaşkanlığı Genel Sekreterliğinin yerine İdari İşler Başkanlığı kurulmuş, 2017 Anayasa değişikliği ile ihdas edilen Cumhurbaşkanı Yardımcılarının görev ve yetkileri belirlenmiş, 16 Bakanlığın teşkilat yapısı ile görev ve yetkileri düzenlenmiş, Cumhurbaşkanlığına bağlı kurullar ve kuruluşlar belirlenmiş ancak bunların teşkilat yapısına ilişkin düzenlemeler daha sonra çıkarılan Cumhurbaşkanlığı Kararnameleri ile gerçekleştirilmiş, sistemin en önemli iki unsuru olarak Cumhurbaşkanlığı Politika Kurulları ve Cumhurbaşkanlığı Ofisleri kurularak teşkilat yapıları ile görev ve işlevleri belirlenmiştir.Damada yeni statüBöylece genel hatlarıyla Türkiye Cumhuriyeti Merkezi Yönetimi Cumhurbaşkanlığı Teşkilatı etrafında şekillenen ofisler, kurullar ve bakanlıklar ile yeniden düzenlenmiştir. İlgili yasal düzenlemeler incelendiğinde ofisler tarafından üretilen projelerin kurullar aracılığıyla politikaya dönüştürüleceği ve bakanların da bu politikaları uygulayacağı açıkça görülmektedir. Yani, bu yeni yapılanmada bakanlıkların konumu uygulamacı bir sekreterden öteye geçmemektedir. Ancak daha önceki yazılarımızda ifade ettiğimiz gibi Maliyet ve Dönüşüm Ofisi’nin bakanlık bünyesinde kurulmasıyla Hazine ve Maliye Bakanı olan damat, yeni sistemin getirdiği yasal mevzuata aykırı bir şekilde bakanlar üstü bir konuma (Hazine ve Maliye Bakanlığı’nın OVP ve bütçe belgelerinin hazırlanmasına ortak edilmesi ve damadın Varlık Fonu Yönetimi A.Ş. Yönetim Kurulu Başkanvekilliğine atanması örneğinde olduğu gibi) getiriliyor. Hatta damat fiilen kaldırılmış bir statü olan başbakan konumuna getirilmiş oluyor. Değerli hocam Oğuz Oyan da benzer tespitler yaparak bu yeni oluşumun yarattığı sakıncaya değiniyor ve söz konusu Ofis’in Cumhurbaşkanlığı etrafında oluşmuş ekonomiyle ilgili bakanlıklara, kurullara, başkanlıklara, ofislere bir eklenti olmaktan ziyade onların yetkilerini kısmen veya büyük ölçüde devralan yeni bir mekanizma olarak sisteme sokulduğunu ifade ediyor. (soL Haber’deki 2 Ekim ve 9 Ekim, BirGün Pazar’daki 7 Ekim tarihli yazılar).Meclis muhalefeti damada kazandırılmış bu yeni statüyü şiddetle eleştirmeli ve mevcut sistemin hukukuna bile aykırı olan bu girişimi ne yapıp ne edip mutlaka durdurmalıdır.