Suudi-ABD ilişkilerinin kader anı

0
17

Branko MarceticSuudi muhalif Cemal Kaşıkçı’nın İstanbul’da –muhtemelen Suudi devletinin planları neticesinde– ortadan kaybolması üzerine Güney Karolina’dan Cumhuriyetçi senatör Lindsey Graham “Kendimi hiç bu kadar rahatsız hissetmemiştim,” dedi. “Eğer bu gerçekten yaşandıysa, bu adam gerçekten İstanbul’daki Suudi konsolosluğunda öldürüldüyse, bu uluslararası ilişkilere dair tüm çizgileri aşıyor demektir. Bu gerçekten yaşandıysa, bedeli ağır olmalı.” Bu sözleri kimin sarf ettiğini hatırlamakta yarar var. Lindsey Graham, 28 sayfalık 11 Eylül raporunun kamuoyu erişimine açılmasına Suudi devletinin itibarını “zedeleyebileceğini” gerekçesiyle karşı çıkmıştı; Suudiler, Beşşar el-Esad’ı devirebilsinler diye Başkan Obama’ya baskı yaparlarken ilk destek veren o olmuştu; “Suudi Arabistan ile ilişkiler kopmasın” diye despot rejime silah satılmasını ısrarla desteklemişti; Suudilerin Yemen’i yerle bir etmesini amansızca desteklemiş, “mükemmel müttefik yoktur” demişti. Suudi devletine ve savaşlarına böylesi destek veren biri böyle konuşuyorsa, büyük bir değişimin emarelerini görüyor olabiliriz. Değişimin emarelerini başka yerlerde de görüyoruz. Trump yönetimi, Suudilere silah satışını ve hatta Yemen savaşına verdiği desteği kesmesi yönünde baskıları hissetmeye başladı. Bazı şirketler ve yatırımcılar Riyad’da yapılması planlanan Gelecek Yatırım İnisiyatifi’nden çekildi. Londra Doğal Tarih Müzesi kamyon dolusu para karşılığında Suudi elçiliği için resepsiyon düzenlemeyi kabul ettiği için eleştirilere hedef oldu.Suudi rejimi pervasız Kaşıkçı meselesi, Suudi devletinin son iki senedir yaptığı icraatların üzerine tüy dikti. Prens Muhammed bin Selman liderliğindeki rejim gitgide pervasızlaşıyor ve vahşileşiyordu. Bir defa Suudi Arabistan’da siyasi rakiplerin tutuklanması ve işkenceye uğraması konusu var. Bu yaz ise insan hakları aktivistlerine yönelik sıkı tedbirleri gördük. Uluslararası seviyede ise Suudi devletinin Lübnan başbakanını kaçırıp istifaya zorlamasına şahit olduk (sonradan görevine döndü). Katarlıların El Cezire televizyonunu engellediler; Katar ile diplomatik ilişkileri koparıp, ülkeyi ablukaya aldılar ve sonradan öğrendik ki işgal planları da yapıyorlardı ve dönemin ABD Dışişleri Bakanı’nı işgale engel olduğu için koltuğundan ettiler; insan haklarına dair eleştirileri yüzünden Kana ile diplomatik ilişkileri askıya aldılar ve sonrasında Suudi devletiyle ilişkili bir Twitter hesabı Kanada’yı 11 Eylül benzeri saldırılarla tehdit etti. Suudiler aynı zamanda İran ile savaş planlarına giriştiler ve Yemen’deki zalim savaşı sürdürdüler – en son içi çocuklarla dolu bir okul servisinin havaya uçurulduğu haberleri geldi.Trump’ın Suudi elitlerle bağı Dolayısıyla Kaşıkçı’nın işkence görüp öldürüldüğü haberleri yeni prensin arsız ve hukuksuz maskaralıklarının son perdesi sayılır. Selman’ın böylesi bir hamleye girişecek cesareti bulmasının basit bir sebebi var, Beyaz Saray’da Donald Trump’ın oturuyor olması. Trump’ın Suudi elitlerle maddi ve siyasi anlamda kuvvetli bağları var ve bunlar “Rusya bağlantılarından” çok daha güçlü ve köklü. Tabii Suudiler yalnızca ABD’nin siyasi elitlerinin değil, medya elitlerinin de desteğine sahip. Dolayısıyla Trump’ın be diğer aktörlerin Suudilere olan yakınlıkları yüzünden baskı gördüğüne şahit olmamız ve Graham gibi birinin en azından öfkelenmiş gibi yapması, bunun bir bedeli olacağını söylemesi dikkate değer. Ne olacak göreceğiz. ABD-Suudi dostluğunun ölümcül bir yara almış olabileceği söylentileri başladı bile. Bunu söylemek için erken. Nihayetinde binlerce Amerikalının ölümünde parmağı olan bir devletin, bir Washington Post muhabirini öldürmesi devede kulak kalıyor. Kıyaslama yapmakta fayda var. Suudi devleti, yürüttüğü savaşla milyonlarca Yemenliyi üç yıldır öldürüyor, aç bırakıyor, yerinden ediyor ve salgın hastalıklarla boğuşmaya mecbur bırakıyor. Görünüşe bakılırsa bunlardan hiçbiri, ABD’li elitlerin Suudi devletine verdikleri desteği çekmelerine sebep olacak kadar çirkin değildi. Siyasetçiler Suudilere müttefik muamelesi yapmaya devam ettiler. ABD’li bir eğlence firması güzel bir ödeme karşılığında Suudi propagandası yayınladı. Tom Friedman ve 60 Dakika programı, prensi öven haberler yaptı. Dwayne Johnson, Morgan Freeman, James Cameron gibi ünlüler prens ile birlikte yiyip-içip eğlendiler. Konsolosluğa girip bir daha görülmeyen gazetecinin çalıştığı Washington Post gazetesinin sahibi prens ile bir araya geldi ve güle oynaya yatırım fırsatlarından konuştular. Kaşıkçı’nın bardağı taşıran son damla olduğunu söyleyebiliriz –ama bardağı taşıracak damla çoktu. Diğer bir açıklama şu; Kaşıkçı tek bir kişi olsa da, nihayetinde Suudi elitlerine mensuptu ve ABD’de elit bir gazetede yazıyordu, Amerikalı elit arkadaşları vardı.‘Yemen bu kadar dikkat çekmedi’ ABD destekli uzak savaşlarda isimsiz, başka ırklardan sivillerin öldürülmesi Washington rejimi için normal. Tanınmış ve isim yapmış bireylerin yaşamlarının, yoksul ve isimsiz kitlelerin yaşamlarından önemli olduğu bir siyaset kültüründe Kaşıkçı’nın ölümü, Yemen’deki ölümlerin aşamadığı bir eşiği aşmış olabilir.Çeviren: Fatih Kıyman Kaynak: Jacobin Mag – bit.ly/2PC42xm